|
Yeraltı edebiyatı, fanzinler (devamı) |
sormalıyız ,
tam da bu yüz ,
uyuyacakken ben ,
tedirginlik dolduruyorsa kadehime ,
korkmuşluğun harfleri içiliyorsa ,tarafımdan tek nefeste .
tüketmek kafeste .
içimde yok olacak taptığınız özne ?
doğrulturken önüme , külleniyor nesne ,
belli :
sabah özne , akşam toyluk ,
şimdi neyi sarkıtmışsam önünüze ,
pisliğimi saklamaya çalışıyorum sonra ,
dökülüyor şimdi üstüme ,
yaşamak denirse buna ,
içime saklamışım işte önemi yok ,
bu yaraya benzemeyen ağıtların ,
bu adama benzemeyen adımların ,
bu ama benzemeyen "ama" ların ,
önemi yok .
giittikçe götümün şekline bürünüyor tual .
uyanmalara benzemiş , başka bir sabahım,
adım " ben " değil ,
çürüğe çıkmış mavi duman ,
zor bulunur olmaktansa ,
kolay tercih edilir olmayı yeğler iskan .
tedirgin değilim
tarifsiz duygular içindeyim diyebilmek istiyorum.tarifsiz olsun tarifi olmasın,tarif edemeyeyim.malzemesiz,hazırlanışı olmadan,tarifsiz...anlatabiliyormuyum...
yerin yüzünden ne hayır gördükki altından görelim dipsiz bir derinlik boşlukları dolduran çığlıklar işte.. birde belirsizliğin hüküm sürdüğü yalnız ruhlar mekanı!!
İlim meclislerden kıldım talep illa edep,illa edep,illa edep...Yunus Emre...
İlim meclislerden kıldım talep illa edep,illa edep,illa edep...Yunus Emre...
gözlerimin içine dolan ve görmeme engel olan damlacıkları.. sırf insanlar görmesinde "neden" demesinler diye... yanaklarımdan akıtmaktansa.. makyajımın çıkması pahasına... sokaklarda mendil satan çocuktan aldığım ve haddinden fazla para verdiğim o adi peçeteye silecekmişim...
kim demiş...
ağlamak asla zayıflık değildir bunu o mercimek tanesi kadar olan beynine SOK...
ve asıl korkak akan yaşlardan utanıp gizli saklı gece yastığını piç edendir... it oğlu it....
ve hayata bir çizik daha atmak geldi içimden derin yaralara açan bir neşter darbesiyle... ama kan akmadı.. hayat bana hiç hoş bakmadı..
her gün azar azar ve acı çekerek tamamlanan bir ötenazi durumudur evlilik...
her gün azar azar ve acı çekerek tamamlanan bir ötenazi durumudur evlilik...
bir arada olmaktan nefret ettikleri ama yanlız kalmaktan korktukları için insanlar,telefon denilen bir alet kullanıyorlarmış
Gitmek...
Bu günlerde herkes gitmek istiyor
Küçük bir sahil kasabasina
Bir baska ülkeye, daglara, uzaklara...
Hayatindan memnun olan yok.
Kiminle konussam ayni sey...
Herseyi, herkesi birakip gitme istegi.
Öyle "yanina almak istedigi üç sey" falan yok.
Bir kendisi
Bu yeter zaten.
Herseyi, herkesi götürdün demektir..
Keske kendini birakip gidebilse insan.
Ama olmuyor.
Hani kendimizden raziyiz diyelim, öteki de olmuyor.
Yani herseyi yüzüstü birakmak göze alinmiyor.
Böyle gidiyoruz iste.
Bir yanimiz "kalk gidelim",
öbür yanimiz "otur" diyor.
"Otur" diyen kazaniyor.
O yan kalabalik zira...
is, Güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
Güvende olma dugusu...
En kötüsü aliskanlik
Aliskanligin verdigi rahatlik,
Monotonlugun dogurdugu bikkinligi yeniyor.
Kaliyoruz...
Kus olup uçmak isterken, agaç olup kök saliyoruz.
Evlenmeler...
Bir çocuk daha dogurmalar...
Borçlara girmeler...
isi büyütmeler...
Bir köpek bile bizi uçmaktan alikoyabiliyor.
Misal ben...
Kapidaki Rex'i birakip gidemiyorum.
Degil busehirden gitmek,
iki sokak öteye tasinamiyorum.
Alip götürsem gelmez ki...
Bütün sokagim köpegim oldugunun farkinda
Herkes onu o herkesi seviyor.
Hangi birimizle gitsin?
"Sirtinda yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardir;
Evet, sirtimizda yumurta küfesi var hepimizin
Kendi imalatimiz küfeler.
Ama egreti de yasanmaz ki bu dünyada.
Ölüm var zira.
Ölüme inat tutunmak lazim.
Barik ufak kaçislar yapabilsek.
Var tabi yapanlar, ama az
Sadece kaymak tabakasi
Hepmiz kaçabilsek...
Bütçe, zama, keyif... Denk olsa.
Gün içinde mesela...
Küçücük gitmeler yapabilsek.
Ne mümkün
Sabah 9, aksam 18
Sonra baska mecburiyetler
Sikisip kaldik.
Sirf yeme, içme, barinmanin bedeli
Bu kadar agir olmamali.
Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karsiligi, bir ömür yani.
Ne saçma...
Bahar midir bizi bu hale getiren?
Galiba.
Ben her bahar asik olmam ama
Her bahar gitmek isterim.
Gittigim olmadi hiç.
Ama olsun... istemek de güzel.
Can Yücel
Ve artık konuşmalıyız..Çünkü şiirler ağırlık yapıyor zihnimde.
payı yok apansız inen akşamdan,bir kadeh bir cıgaradalıp gidene seni anlatabilsem seni
yokluğun cehennemin öbür adıdır.Üşüyorum kapama gözlerini
ne güzel de demiş ahmed arif
elma dersem çık,
armut dersem
çıkma dedin
ve ben
en çok elmayı sevdim
ah be elma kurdu
şimdi seninle
büyük bir oyuna dalasım
sonra saklanıp
kendimi bulasım var
mızıkacı çocuk
şaşkın dalga
sana kapı olsaydım şimdi
yada keşke
orda olsaydım
bir fındık bahçesinde
ve henüz yağmışken kar
kendimi yollara
seni en şaşkın dalgaya versem
nereye varacağı belli olmayan
bir kıyıyken sen
kendimi sana
seni en sıyrık yalanlara
şimdi
aklımın ucunda duran bişeysin hep
tek isteğim biraz şımarıklık edip
güldürebilmek seni
bir de avucunda duran bir şiir olabilmek
mızıkacı çocuk
Gittiğim,yaşadığm yerler rengini senden almış sanki,
Sonbahar gelince her yer kahverengi-siyaha yakın oluyor mesela,
hani gözlerinin rengini tutturabilmek için onlar bile uğraşıyorlar...
Kısaca mevsimler ruhunu bütünlemeye çalışırken zaman ile;
seni taklit ediyorlar...
Sonbaharda her nefes alışında da;yapraklar güzelliğine dayanamayıp dökülüveriyorlar;
tavşanlar,sincaplar bile seni bu mevsimden sonrasındaki kış gelince;
soğukta seni iyi görememek korkusundan uykuya yatıyorlar bahar gelene kadar.
Aslında bende sen olmayınca sevmiyorum bu mevsimleri
bir bir takvimden düşerken,
çok üşengeç oluyorum,
sen'li rüyalardan uyanasım gelmiyor,
yataktan kalkmamayı istememin sebebi bu,
yoksa sıcaklığından değil( ki senin kadar olamıyor zaten),
ve sen olmadıktan bırak boğazımdan iki lokmanın geçmesini,ellerim bile bu soğuk havada montumun kollarından geçmiyor....
metehan yeşilyurt - dışarısı soğuk